Ben ne yapıyorum?

Ben ne yapıyorum?

Ben ne yapıyorum?

 

Bugün tuvaletteyim, derler ya Türk’ün aklı ya sıçarken ya kaçarken çalışır diye. Türkiye vatandaşı olmamla alakası var mı bilmiyorum ama (neredeyse) hiçbir şey yapmadan oturunca düşünmek için fırsat oluyor tabi. Beyin de DEHB olunca, düşünmemek gibi bir opsiyon yok zaten

Tam olarak ne yapıyorum ben? Soru bile açıklanması gereken bir soru bana kalırsa, henüz cevabına geçmeden önce ama, ben cevaplayarak başlayacağım. Belki bir gün de soruyu açıklarım.

Tam olarak ne yapıyorum ben? Felsefe öğreniyorum, açıköğretimde felsefe öğrencisiyim, derslerimi layığıyla çalışamadığımda mutsuz oluyorum. İyi öğrenememiş oluyorum çünkü. Ve ben bir filozof olduğumdan (öyleymişim! Philo-sophos bilgelik seven. Seviyorum öyleyse varım.) bilgiyi özümsemeden sınavlara girdiğimde plastik tadı bırakıyor.

Felsefe ama neden dedim, çünkü anlamak istiyorum. İlk psikoloji ile başladı bu (aslında kimya da geleceğim oraya.) İnsanı anlamak istiyorum çünkü çok garip!! Buydu çıkış noktam, bildiğim kadarıyla. Sonra okudum, dinledim, izledim, düşündüm, yazdım. İnsanı anladım mı? Yani eskiye kıyasla daha iyi anlıyorum elbette. Ancak yeterince anlayamayacağımızı en iyi anladım. Ne oradayız (bilim olarak) ne de felsefi açıdan baktığımızda “Anlamak mümkün mü?” sorusunun cevabı olumlu olmayabilir. Son olarak da insan beyninin, insanı anlayacak kapasiteye sahip olduğundan da şüpheliyim.

Burada Einstein’a atfedilen bir söz var, doğruluğunu kontrol etmedim, insan beyninin kendini anlama kapasitesine sahip olmadığı, ya da insan beyninin kendi yarattığı problemleri çözme kapasitesine sahip olmadı vs gibi bir şey. Katılmıyorum. Başka konu.

Psikolojinin yetmediğini zaten fark ettim. Bir de psikoloji kim ki? Kimya gibi biri o da. Kimya aslında fiziktir. Benim için öyle. Tarihçesini bilmiyorum ama kimyanın fizikten ayrılmasındansa simyanın kimyaya dönüştüğünden şüpheliyim. Sonra da kimya ilerlerken fiziğin çitlerine gelmiştir herhalde. Eğer laboratuvarda insanlar için ölmüyorsan, kimya fiziktir. Neyse.

Psikolojinin insanı, doğruyu ve iyiyi anlamama yetmediğini fark ettiğimde felsefeye merak sarmaya başladım. Zaten kendimce biraz okumaya anlamaya çalışıyordum. Sonra YouTube’dan bir oradan bir buradan öğrenmeye çalışacağıma, sistematik olarak açıköğretimden dinlerim, doğru düzgün öğrenirim diye düşündüm. Açıköğretim felsefe bölümüne kaydoldum.

Ve tabii ki kemerimin altında kimya vardı nasılsa. Arkhe nedir? Su mudur, ateş midir, atom mudur meselesine felsefe derslerinden önce girmiştim. Maddenin temel yapı taşı! Tabi sonradan o mesele öyle çıkmadı. Orada da zaten Carlo Rovelli olsun, Stephen Hawking olsun bana bir yandan anlatıyorlar kitaplardan o meseleyi de.

İşte ben o an fark ettim. Ya dedim ben psikoloji uzmanıyım, ama psikoloji dediğin nedir ki, felsefeydi aslında. E felsefe de bilginin, bilgeliğin peşinde. Evren nedir diye başladı, erdem nedir diye devam etti benim anladığım. Sanıyorum benim yolum da ona benzemiş biraz. Doğa filozofları gibi “Maddenin ardındaki güçler nedir” diye başlamış oradan sofistler gibi “Mutluluk nedir, nasıldır” diye devam ederken işin toplum yönetimi kısmını pas geçerek “İyi insan nedir, iyi yaşam nedir?” kısmına gelmiş bulunmaktayım. Sonradan da “Bilgi ve bilmek nedir, nasıl daha iyi düşünebilirim?” diyerek devam ettim.

Bu yüzden de resmi olarak psikoloji uzmanı, felsefe öğrencisi olan bir kimyagerim.

1 Comment
  • Ebru Çavun
    Posted at 10:14h, 04 Mayıs Cevapla

    Sonrasında da sosyolojiye geçiş olacak sanki, geçiş derken diğerleri koltuğunuzun altındayken tabi.

Bir Yorum Yapın