Depresyon ve Statü

Depresyon ve Statü

Depresyon ve Statü

Tetikleyici içerik uyarısı: İntihar

2018 kışında 3. depresyon atağımın ayak sesleri gelmeye başlamıştı.

Daha önceden yazdığım gibi, ilk depresyon atağımda terapiye başlamıştım ve 9 ay düzenli olarak gittikten sonra terapistimle hem fikir olarak durma kararı almıştık. 2019 Ocak’ta yeniden iletişime geçtim. Yeniden başlayalım dedim. Artık 3. olunca en abuk subuk geliş semptomlarını tanıyor insan. Mesela benim sakarlığım artıyor. Adeta aniden kas tonumu kaybediyorum “Eşyalar elimden atlıyor.” her seferinde oldu bu, 3.de bağlantıyı kurabildim. Neyse.

Yeniden görüşmelere başladık terapistimle. Aynı zamanda 2016 yılında MBSR eğitimine katılmıştım, bu sebeple düzenli meditasyon yapmanın bana iyi geleceğini düşünerek meditasyonuma da ağırlık vermeye çalıştım. Her yerde bangır bangır denen şeylerden biri de egzersiz değil mi? Egzersiz depresyona karşı çok iyi. Spor salonu üyeliğim zaten vardı, haftada 3 gitmeye çalıştım. En azından yoga derslerine gideyim dedim. E bu da yetmez, bu işin beslenmesi var, daha az fast food daha çok ev yemeği yemeye çalıştım “Ya gerçekten karbonhidrat depresyonu kötüleştiriyorsa” dedim ve aburcuburu abartmadım, normalden daha temkinli tükettim. Bir de bütün bunların yanı sıra okuduğum bölüm ve aldığım eğitimler gereği zaten depresyonun psikoeğitimi ile ilgili sıradan vatandaştan çok çok daha bilgiliydim.

Ne oldu dersiniz?

2018 Haziran’ında Göztepe Parkının yanında caddeye doğru boş gözlerle bakarak yürürken annemi aradım “Anne ben iyi değilim, yarın doktora gidiyorum randevu aldım.”

Terapistim de beni destekliyordu ilaç kullanmadan halletmem konusunda. “İlaç duyguları baskılıyor” fln işte bilirsiniz o konuşmayı. Hatta “İlaç kullanmak bence kolaya kaçmak” diyordum. Şimdi bakıyorum da, kolay olması kötü olduğu anlamına gelmiyor, ama o seans burayı es geçmişiz.

Ben de bir gurur meselesi haline getirmiştim. Statü kazandırıyor insana değil mi? İlaç kullanmadan depresyonu atlatmak. Daha elit oluyorum sanki birden “Vücuduma kimyasalları sokmadan sadece gluteni ve süt ürünlerini kestim ve her sabah 2 saat sahilde yürüdüm, böylece depresyondan kurtuldum” deme hakkını kazandığımda. Çünkü sahilde yürüyüşe çıkabileceğim bir mesafede oturmam, 2 saatimi yürüyüşe ayırabilmem hatta beslenmemden çeşitli grupları elimine edebilecek kadar finansal ve zaman kaynağım olmasının hepsi bir ayrıcalık değil de ben insan olarak aşkınlardan olduğum için bunu yaptım. Bence sen de yapmalısın. Neyse zaten yapamdım da. Yine de kendimce ben de o “asıl doğruyu yapanlar” grubuna girmeye çalışıyordum. Terapiye gidiyorum, meditasyonumu yapıyorum, sporuma gidiyorum, yememe özen gösteriyorum, arkadaşlarımla görüşüyorum, hayatımda stresli sorunlu bir olay yok, ama günden güne kötüleşiyorum. Kendimi çok başarısız hissediyordum.

Gittiğim ilk iki doktor felaketti. İlki yapılması gerekeni yaptı ve son işe yarayan ilacın son işe yarayan dozunu yazdı, 15 gün sonra kontrole gel dedi. Bu kısmı eleştirmiyorum. Ama deneyim felaketti. Zaten ağlamak artık kontrolümde değil, ben bırak konuşmayı, içimdekini anlatmak üzerine düşünmeye başladığımda yaşlar akmaya başlıyor. Ama böyle ağlamak gibi de değil, aktif yaptığım bir şey yok. Benim aktif yaptığım şey konuşmak. Ben konuşurken bir yandan gözlerim şakır şakır ağlıyor gibi. Sanki başkası su döküyor yüzüme. Öyle bir deneyim. Bana “Sen entellerden misin?” dedi, “Anlayamadım?” dedim. O zamanlarki erkek arkadaşım Moda’da yaşıyordu, bir şekilde entel kelimesini aşağılayıcı anlamda kullanarak bir şeyler dedi. Anımsamıyorum bile. Bana “Boşuna kafana takıyorsun. Gençsin ya ondan” temalı ezber konuşmasından yapıyordu. En son elinden reçeteyi alırkenki sahneyi hatırlıyorum “Konsere fln git” dedi bana, ben hala ağlıyorum ama ölümüne istiyorum o doktorun önünde ağlamamak. Ben ağladıkça aşağılıyor sanki beni. İşin komiği ne biliyor musunuz? Gerçekten de 2 hafta içerisinde konsere gittim. Bilin bakalım ne oldu? Orda da yerde oturup kimseye çaktırmadan ağladım “Neden hiçbir şey hissedemiyorum. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Her şey hissiz” diye. Merak etmeyin ilaç yüzünden değil, depresyon yüzünden. Bu arada ilaç da işe yaramadı. Bir ay daha aynı depresyonla ben devam ettim.

Üçüncü denememde beni anlayan birine denk gelebildim. Bana bir olay anlattı. Yanılmıyorsam Cerrahpaşa, karı koca psikiyatri uzmanı. Kadın depresyonda ve bölüm ilaçtansa psikoterapi savunan, ilaca aşağıdan bakan bir bölüm. Kadın da bu yüzden ilaç kullanmıyor. Sonuç: Kadın intihar ediyor. Ben müthiş yanlış da hatırlıyor olabilirim ayrıntıları, intiharla sonuçlandığından eminim.

Görüşmede doktorum bana şöyle dedi “Senin içinde kırılmayı bekleyen bir fay hattı var, açıklamaları dışarıda arama, endojenik depresyonunu var.” Çok karamsar bir cümle gibi geliyor ama “Ne yaparsam yapayım ben depresyondan çıkmayı beceremiyorum” diye düşünüp suçluluk ve başarısızlık hisseden biri için bu aslında çok rahatlatıcı bir cümle. Bu arada anne tarafında neredeyse herkeste ağır depresyon var. Annemin babasının yeğeni dahil. Genetik miras kuvvetli kısaca.

Ben yeterince iyi çabalamadığım, yeterince başarılı bir modern insan olamadığım için depresyona yeniden girdiğime inandırmışken kendimi debelendikçe battığım bataklıktan beni çıkaran antidepresanım oldu. Bu arada ilacımı değiştirdi doktor. Escitolopram’dan citolopram’a geçtik. Yine yapması gerekeni yaptı. Orhan Öztürk’ün Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kitabında da tıpatıp aynı protokol yazıyor zaten.

İlaç kullandığım dönemde (hala da kullanıyorum bu arada) hiçbir zaman depresyonla mücadelede verilen önerileri uygulamayı bırakmadım. İlaç olsa da olmasa da kendime özen göstermem gerekiyor zaten. Ancak ben hayatımın o döneminde ilaç tedavisi almadan depresyonu atlatabilecek bir noktada değildim muhtemelen. VE BU OK.

Bu arada son psikiyatr kontrolümde “Ben neden hala antidepresan kullanıyorum” diye sordum.
“Neden bırakmıyorum diye mi merak ediyorsunuz?” dedi. Dedim “Yok, bırakıp bırakmamak önemli değil, o konuda sizin yönlendirmenizle ok’im, ama neden kullanıyorum?” Doktor açıklamasını yaptı, kabul ettim, muhtemelen 2 yıl daha böyle gidecek, sonra bakacağız hayata.

İlaç, terapi, sevdiklerinle birlikte olmak, hareket, besleyici gıdalar tüketmek, kendinle ilgilenmek, dinlenmek, amaçlı bir yaşam, hepsi depresyonu uzakta tutmak için hayatımızda bir yere sahip. Ancak dilerim ki antidepresanlar depresyon hastalarının %50sine yardımcı olabilirken, sırf ilaç tabusu yüzünden kimse kendine içinden çıkamadığı bu ayakta ölümü yaşatmaz. Herkes kendine iyi geleni bulsun, kimse başkasına iyi gelene karışmasın dileğimle.

Hiç Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yapın